Herkes Yapay Zekâ Konuşuyor Ama Asıl Sorun Başka
Son dönemde iş dünyasında nereye dönsek aynı kavramla karşılaşıyoruz: yapay zekâ. Toplantılarda, sunumlarda, sosyal medyada ve gündem yazılarında yapay zekâdan bahsediliyor. Pek çok kurum için bu kavram, kaçırılmaması gereken bir fırsat ya da geride kalmamak adına atılması gereken bir adım gibi görülüyor. Ancak bu yoğun ilginin içinde çoğu zaman gözden kaçan daha temel bir gerçek var: Asıl sorun, yapay zekânın kendisi değil; onu nereye, nasıl ve neyin üzerine konumlandırdığımız.
Birçok kurum yapay zekâyı konuşurken, mevcut iş yapısını yeterince sorgulamıyor. Süreçler net mi, sorumluluklar tanımlı mı, karar mekanizmaları sağlıklı mı? Bu soruların cevabı net değilken, yeni bir teknolojinin tüm sorunları çözeceğine inanmak gerçekçi bir beklenti yaratmıyor. Çünkü dağınık bir yapı üzerine eklenen her yeni araç, karmaşayı azaltmak yerine çoğu zaman artırıyor.
Yapay zekâ, doğru bir zeminde konumlandırıldığında güçlü bir destekleyici olabilir. Ancak temeli sağlam olmayan yapılarda, beklentiler hızla hayal kırıklığına dönüşebiliyor. Bu noktada sorun teknolojide değil, hazırlıkta ortaya çıkıyor. Kurumlar, “yapay zekâya geçelim” demeden önce, gerçekten neyi iyileştirmek istediklerini netleştirmediğinde, sonuçlar da belirsiz hâle geliyor.
Bir diğer önemli konu ise hız baskısı. Herkesin aynı anda aynı şeyleri konuştuğu dönemlerde, kararlar çoğu zaman refleksle alınıyor. Geri kalmamak adına yapılan yatırımlar, uzun vadeli bir planın parçası olmaktan çıkıp kısa vadeli bir vitrin hamlesine dönüşebiliyor. Oysa asıl ihtiyaç, moda olanı yakalamaktan çok, kuruma gerçekten değer katacak adımları doğru sırayla atmaktır.
İş dünyasında kalıcı fark yaratanlar, en yeni teknolojiyi ilk kullananlar değil; teknolojiyi kendi yapısına en doğru şekilde uyarlayanlardır. Yapay zekâ da bu yaklaşımın dışında değil. Onu anlamlandıran şey, hangi problemi çözdüğü, hangi süreci sadeleştirdiği ve hangi yükü gerçekten azalttığıdır. Bu sorular netleşmeden atılan her adım, beklenti ile gerçeklik arasındaki farkı büyütür.
Asıl mesele, yapay zekânın ne kadar gelişmiş olduğu değil; kurumların ne kadar hazır olduğu. Net olmayan süreçler, kopuk ekipler ve belirsiz hedefler varken, yeni teknolojiler mucize yaratmaz. Aksine, var olan sorunları daha görünür hâle getirir. Bu da çoğu zaman “teknoloji işe yaramadı” algısına yol açar.
Sonuç olarak, herkesin aynı şeyi konuştuğu dönemlerde durup düşünmek her zamankinden daha değerlidir. Yapay zekâ elbette önemli bir dönüşüm başlığıdır, ancak tek başına çözüm değildir. Asıl farkı yaratan; neyi neden yaptığını bilen, önceliklerini doğru belirleyen ve teknolojiyi bir amaç değil, araç olarak görebilen kurumlardır. Çünkü güçlü yapılar, trendlerle değil; doğru kurgulanmış temellerle ayakta kalır.

