Sorun Çıkmaması mı, Çıktığında Yönetebilmek mi?
İş dünyasında en sık duyulan beklentilerden biri şudur: “Sorunsuz ilerlesin.” Kimse aksaklık istemez, kimse işlerin durmasını, planların bozulmasını ya da beklenmedik durumlarla karşılaşmayı arzulamaz. Ancak gerçek şu ki, büyüyen her yapı, gelişen her organizasyon ve değişen her süreç, er ya da geç bir sorunla karşılaşır. Asıl fark yaratan nokta, sorun çıkıp çıkmaması değil; sorun çıktığında nasıl karşılandığı ve nasıl yönetildiğidir.
Çoğu zaman kurumlar, sorun yaşanmamasını başarı olarak görür. Oysa bu yaklaşım, geçici bir konfor alanı yaratır. Her şey yolundayken fark edilmeyen küçük aksaklıklar, zamanla daha büyük problemlerin temelini oluşturur. Ertelenen kararlar, netleştirilmeyen sorumluluklar ve “şimdilik idare eder” denilen detaylar, bir noktada beklenmedik bir şekilde karşıya çıkar. Bu noktada hazırlıksız olmak, sorunun kendisinden daha yıpratıcı hâle gelir.
Sorun yönetimi, yalnızca kriz anlarında devreye giren bir refleks değildir. Aksine, günlük iş yapış biçimlerinin, iletişim şeklinin ve karar alma kültürünün doğal bir parçasıdır. Kurum içinde herkesin her şeyin mükemmel gitmesini beklediği yapılarda, sorunlar genellikle geç fark edilir. Çünkü kimse aksaklıkları dile getirmek istemez. Oysa sorunların erken konuşulabildiği yapılarda, yönetim çok daha sağlıklı ilerler.
Bir başka önemli konu da şudur: Sorun yaşandığında paniklemek yerine süreci kontrol altına alabilmek. Panik, genellikle netliğin olmadığı yerlerde ortaya çıkar. Kimin ne yapacağı belli değilse, öncelikler netleşmemişse ve karar mekanizmaları doğru çalışmıyorsa, küçük bir aksaklık bile büyük bir karmaşaya dönüşebilir. Bu yüzden sorun yönetimi, yalnızca çözüm üretmek değil; doğru zamanda doğru adımı atabilme becerisidir.
Günlük hayatta da benzer bir durum söz konusudur. Planlar her zaman beklendiği gibi ilerlemez, şartlar değişir, beklenmeyen durumlar ortaya çıkar. Burada belirleyici olan, “neden oldu?” sorusuna takılıp kalmak değil; “şimdi ne yapıyoruz?” diyebilmektir. Kurumlar için de aynı yaklaşım geçerlidir. Sorunu kişiselleştirmek ya da suçlu aramak yerine, süreci nasıl toparlayacağını bilen ekipler her zaman bir adım öndedir.
Sorun çıkmaması elbette ideal bir senaryodur, ancak sürdürülebilir değildir. Asıl sürdürülebilir olan, sorunla karşılaşıldığında bunu yönetebilecek bir bakış açısına sahip olmaktır. Bu bakış açısı; planlama, iletişim, sorumluluk paylaşımı ve güven üzerine kurulur. Her şey yolundayken görünmeyen bu yapı, kriz anlarında kendini net bir şekilde gösterir.
Sonuç olarak, güçlü kurumlar sorun yaşamayanlar değil; sorun yaşadığında dağılmayanlardır. Aksine, yaşanan her aksaklık doğru yönetildiğinde kurumu daha dayanıklı hâle getirir. Çünkü gerçek güç, kusursuzlukta değil; kontrolü kaybetmeden ilerleyebilme yeteneğinde saklıdır.

